Grafiklerle Türkiye’nin Sezaryen ve Antibiyotik Çılgınlığı

Paylaşmak için: Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someone

Herhangi bir şey demeden önce iki önemli grafik paylaşmak istiyorum sizlerle. Çünkü bu iki grafik, Türkiye’deki sezaryen ve antibiyotik çılgınlığını, benim cümlelerle anlatabileceğimden çok daha çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor;

sezaryen-turkiye-grafik

antibiyotik-turkiye-grafik

Sezaryen doğum ve antibiyotik konularında dünya ülkelerine nasıl da fark atmışız (!) değil mi?

Bu iki grafik beni çok rahatsız ediyor, çünkü Türkiye’nin gereksiz sezaryen ve antibiyotikler yüzünden şeker hastalığına, obeziteye ve Crohn hastalığına yatkın, sağlıksız nesiller yetiştirdiğini gösteriyor. (Bknz. Normal doğum, faydalı bakteriler ve süt.)



Bu iki grafik, vücuttaki sağlıklı bakterilerin önemi hakkında son yıllarda öğrenilen bilimsel gerçeklerin Türkiye’deki modern tıp tarafından fazlasıyla göz ardı edildiğini gösteriyor.

Bu iki grafik, yakın gelecekte kanserden daha büyük bir tehdit olacak antibiyotik dirençli bakteri türleri yüzünden Türkiye’nin en çok kayıp verecek ülkelerden olduğunu gösteriyor, bu yüzden acilen bilinçlenmemiz ve gereksiz yere antibiyotik kullanmayı bırakmamız gerekiyor.

Bu iki grafik, tıbbi gereksinim sebebiyle %10-15 civarında olması gereken sezaryen oranlarının Türkiye’deki “normal doğum çok zor” veya “tarihi belli olsun” gibi düşüncelerle yapılan sezaryenler yüzünden %50.4 civarında olduğunu, yani yapılan 5 sezaryenden 4’ünün gereksiz olduğunu gösteriyor. Ama normal doğum zor değil! (bknz. Normal doğumu kolaylaştıran öneriler) Özel hastanelerin daha çok kar etmek için doktorlara sezaryen ve ameliyat baskısı yapması da burada önemli bir etken ne yazık ki…

Bu iki grafik 2013 senesine ait OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) verilerine dayanıyor.

Türkiye’deki antibiyotik çılgınlığı aslında grafikte görünenden de vahim durumda, çünkü 2013 senesinde Türkiye’de reçetesiz antibiyotik kullanımı hala çok yaygındı ve bu grafik sadece reçete edilen rakamları gösteriyor. 2013 senesinde başlayan çalışmalarla ve yapılan denetimlerle reçetesiz antibiyotik satışları azaltıldı. Ama o zamana kadar bir soğuk algınlığı veya grip için bile herhangi biri eczaneye gidip antibiyotik alıyordu. Yani 2013’te Türkiye’deki antibiyotik kullanım çılgınlığı bu grafiktekinden de vahim durumdaydı, çünkü reçetesiz kullanım vardı.

2016 Türkiye’sinde ise hasta olan kişi veya çocuğu hasta olan anneler doktora gidiyor, doktor da hastalığın büyük ihtimalle virüs kaynaklı olduğunu bilse de, antibiyotiklerin sadece bakterilere karşı etkili olduğunu bilse de, herhangi bir test yapmadan antibiyotik reçetesini yazıveriyor. Bunun sebebini de ya “hasta antibiyotik bekliyordu” olarak açıklıyor, ya da “virüs enfeksiyonu olsa bile bakteriler tarafından ikincil bir enfeksiyon riskini eledim” diye açıklıyor.

Fakat herhangi bir test yapmadan antibiyotik reçetesi yazmak, gelişmiş ve bu konuda daha bilinçli hareket eden ülkelerde katiyen yapılmayacak bir uygulama. Bilinçli bir doktorun enfeksiyon hakkında fikir sahibi olmak için bakteri kültürü, hızlı strep testi ve/veya kan tahlili ile löksit (WBC) sayımı gibi bazı testlere başvurması gerekir. Antibiyotiklerin ne zaman gerçekten gerekli olduğu konusunda bilinçli bir çocuk doktorunun yazısını çevirdim, ve mutlaka her annenin bu bilgilere sahip olması gerektiğini düşünüyorum.

Bu konuda sizlerle yurt dışındaki bir deneyimimi paylaşmak istiyorum;

Kanada’daki stajım sırasındaydı, iki hafta gelip giden bir boğaz ağrısının sonunda doktora gittim. Türkiye’de alışkın olduğum, doktorun birkaç soru sorup, boğazıma bakıp sırtımı dinleyip hemen antibiyotik ve/veya Tylol/Nurofen/Benical gibi bir hap (ilaç demiyorum çünkü bunlar iyileştirmiyor, sadece ağrıyı hissetmemizi engelliyor) reçete ettiği muayenelerden çok farklı bir muayeneydi. Doktor uzun uzun sorular sorup, karnım, bacaklarım ve dizlerime kadar tüm vücudumu muayene edip, herhangi bir ağrı veya acı olup olmadığına baktı, ve sonra boğaz kültürü aldı. “Rahatsızlığın virüs kaynaklı da olabileceğinden antibiyotiğe başlama, bol bol vitamin al ve ılık çaylar iç, bakteri kültürünün sonucuna göre 2 gün içinde haber vereceğiz” dedi. Ertesi gün aradılar ve “Tehlikeli bir bakteri türüne rastlanmadı, antibiyotik kullanmayın” dediler. Ve gerçekten de boğaz ağrım bir-iki gün sonra tamamen geçti ve geri de dönmedi.

İşte olması gereken bu! Türkiye’de ne yazık ki doktorlar hastalara yeteri kadar vakit ayıramıyor, ve ortaya bu çılgınca gereksiz sezaryen ve antibiyotik kullanımı tabloları çıkıyor.

İnşallah yakın zamanda anne adaylarımız da doktorlarımız da bu konularda bilinçlenir ve daha sağlıklı nesiller yetiştiririz.

Sağlıcakla kalın 🙂

Yorum yap

error: Content is protected !!
/* ]]> */