Sağlıklı yaşam için bilimden öğrendiğim 8 altın kural…

Paylaşmak için: Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestEmail this to someone

Sizlerle okuduğum bilimsel araştırmalardan öğrendiğim ve kendi hayatımda uygulamaya soktuğum bazı bilgileri paylaşmak istiyorum.  Bu bilgilerin çoğu benim ya da yakınlarımın hayatında ciddi farklar yarattı, hatta D vitamini seviyemi düzeltmem mucizeler yarattı diyebilirim, inşallah sizler de fayda görürsünüz 🙂

1) D vitamini seviyenize baktırın, ve takviye alın.

Günümüzde çoğumuz tarlalarda, güneşin altında çalışmak yerine ofislere kapandığımız için, haliyle D vitamini seviyelerimiz olması gerekenin çok altında.  Eskiden sadece kemiklere iyi gelen bir vitamin olarak bilinen D vitamini, artık bilim dünyasında çok önemli bir hormon olarak değerlendiriliyor. Kansere karşı koruyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, fertiliteyi arttırıyor, polikistik overin tedavisine yardımcı oluyor ve hamilelerde çocuğun gelişiminde önemli rol oynuyor.  Türkiye’de yapılan kan testlerinde 30ng/ml’in altında 25-OH-vitD seviyesi düşük olarak tanımlanıyor, fakat esas sağlıklı seviye 80-100ng/ml.  Bu seviyeyi yakalamak için D vitamini ampullerini yemeklerle alabilir veya iğne yaptırabilirsiniz.

2) Gereksiz yere antibiyotik kullanmayın. antibiyotik

Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmalarına göre Türkiye, antibiyotiklerin gereksiz kullanım nedeniyle basit hastalıklara karşı etkisiz kaldığı ilk 3 ülke arasında (Bknz.) Doktorların herhangi bir bakteri kültürü testi yapmadan hastaya antibiyotik yazması, veya hastanın reçetesiz kendi kendine antibiyotik almaya karar vermesi dünyada görülmeyen olaylar, fakat maalesef Türkiye’de bu konuda çok bilinçsiziz.  Sık sık antibiyotik kullanan Türk insanında bağışıklık sistemi git gide zayıflıyor.  Belki sizin de dikkatinizi çekmiştir, fazla antibiyotik kullanan insanlar daha sık hasta oluyor.  Eğer siz sık hasta olmayan, güçlü bir bağışıklık sistemi olan insanlardan olmak istiyorsanız antibiyotiklerden uzak durmanızı (doktorunuz bakteri kültürü yaparak reçete yazmadıkça) ve hasta olacak gibi hissettiğinizde bolca kivi ve turunçgil tüketmenizi, veya günde 500-1000mg C vitamini haplarından almanızı tavsiye ederim. Ayrıca günde iki kere dişlerinizi fırçalamak ve bu sırada diliniz ve damağınızda biriken bakterileri de temizlemek, ve sağlıklı beslenerek bol yoğurt ve kefir tüketmek de çok önemli.



Nature dergisine kapak olan İnsan Mikrobiyom Projesi


3) Doğal süt ve ev yapımı yoğurt ve kefir tüketin. 

İnsan vücudunda, insan hücresi sayısının 9 katı kadar fazla bakteri hücresi var. Düşünsenize, kendi hücrelerimizin 9 katı kadar bakteri hücresi! Bunların kimi iyi, kimi kötü bakteriler. Hassas bir denge içinde tutabilirsek iyiler, kötülerin sayısını kontrol altında tutuyor (ve antibiyotikler bu dengeyi bozuyor).  Bilim dünyasında son senelerin en çok ilgi çeken konularından biri de bu, çünkü bu bakteri nüfusunun (mikrobiyom) sindirim sistemimizin yanı sıra bağışıklık sistemimiz için de çok önemli olduğu, ve kanserden şeker hastalığına, kalp hastalığından karaciğer hastalıklarına kadar birçok hastalıkta fazlasıyla rol oynadığı anlaşıldı. Doğal süt, yoğurt ve kefir tüketimi de vücudumuzdaki sağlıklı bakteri nüfusunu destekleyerek bağışıklık sistemimizi kanser de dahil birçok hastalığa karşı güçlendiriyor.

4) Kullandığınız kremlerde, kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinde paraben olmamasına dikkat edin, bunların yerine mümkün olduğunca bitkisel yağlar kullanmaya çalışın.

Parabenler, piyasadaki birçok ürüne raf ömrünü uzatmak için eklenen kimyasallar.  Fakat araştırmalarda vücutta birikerek östrojen benzeri etki yaptıkları ve meme kanseri tümörlerinde biriktikleri gözlendi. Bu yüzden birçok marka bu maddeyi çıkarak ürünlerin üzerine “parabensiz” diye not düşmeye başladı.  Siz de kullandığınız ürünlerin içeriğinde methylparaben, ethylparaben, butylparaben, propylparaben gibi parabenlerin olmamasına özen gösterin. Ben tamamen doğal bir tercih olarak artık makyaj temizleyiciden bebe yağına çoğu bakım ürünü yerine Hindistan cevizi yağı kullanıyorum.

5) B12 ve magnezyum seviyelerinize de dikkat edin.

Yeterince kırmızı et tüketmeyenlerde B12 vitamini, yeterince yeşil sebze tüketmeyenlerde de magnezyum seviyeleri düşük oluyor, ve bu iki durum da Türk insanında çok yaygın.  B12 vitamini sinir sistemi için çok önemli olduğundan, eksikliği unutkanlığa ve ciddi depresyona neden olabiliyor.  Hatta siz veya bir tanıdığınız depresyondaysa, B12 seviyesi bakılmasını tavsiye ederim. İnsanlar birkaç vitamin iğnesiyle depresyondan çıkabiliyor, hatta ciddi kilo verebiliyor.  Magnezyum ise çok gözardı edilen ama vücut için çok önemli olan bir mineral. Eğer uyku problemleri, kas ağrıları, kabızlık ve mutsuzluk gibi şikayetleriniz varsa magnezyum eksikliği yaşıyor olmanız çok muhtemel. Magnezyum, mutluluk hormonu serotoninin üretimi için de gerekli. Yani tatlı yiyerek kısa süreli bir mutluluk hissedebilirsiniz ama koyu yeşil sebzeler sizi uzun vadede daha mutlu eder.  Bir dahaki sefere baklava yemek yerine ıspanak yemeyi deneyin 🙂

6) Küflenen gıdalarınızı atın, küflü kısmı ayırsanız da gerisini tüketmeyin, ve en iyisi; gıdalarınızın küflenmemesine özen gösterin.

Küf mantarları “aflatoksin” denilen zehirli toksinler salgılarlar, ve aflatoksinlere maruz kalmak DNA hasarına neden olduğundan karaciğer kanserinin başlıca nedenleri arasında gelir.  Karaciğer kanseri ise pankreas kanserinden sonra en ölümcül kanser türü.  Bir gıdada küflenme başlamışsa, aflatoksinlerin o yiyeceğin tamamına yayılmış olma ihtimali çok yüksek oluyor ve küfü kesip atsanız da zehirlerden kurtulamıyorsunuz. Bu nedenle gıdalarınızı iyi saklamaya, mesela peynir ve ekmeğin fazlasını buzlukta saklamaya, ve sebzeleri de kağıtlara veya gazetelere sararak saklayıp zamanında tüketmeye önem verin.

7) Cildiniz ve eklemleriniz için kemik suyu ve jelatin tüketin, özellikle de hamileyken. 

Kırışıklık kremlerinde bulunmasıyla reklam yapılan “kolajen” aslında bir protein, ve bunu krem olarak sürmektense sindirim yoluyla almanız cildiniz için de eklemleriniz için de çok ama çok daha faydalı.  Kolajen isimli protein, vücudumuzdaki eklemlerde, damarlarda, deri altında ve kaslardaki bağ dokunun temel yapı taşı. Bu nedenle kolajen, insanların ve tüm memelilerin vücudunda en çok bulunan protein. Vücudumuzdaki proteinlerin %25-35i kolajen!  Özellikle hamilelerde deri çatlamasına ve eklem ağrılarına karşı kolajen birebir. Hatta mankenler genelde hamilelikte ciltlerini korumak için kolajen takviyesi kullanıyor. Kasaptan alacağınız (mümkünse kuzu/koyun) kemiklerini uzun süre kaynatarak veya düdüklü tencerede kaynatarak elde edeceğiniz kemik suyunu çorbalarınıza ve yemeklerinize katarak tüketebilirsiniz.  Aktarlarda toz halinde satılan jelatin de hidrolize edilmiş kolajendir, ve bunu da çorbalarınıza veya tatlılarınıza katarak tüketmeniz çok faydalıdır.

8) Elektronik eşyalarla, cep telefonlarıyla aynı odada uyumayın, cep telefonlarını üzerinizde taşımayın, yakınınızda şarj etmeyin.  Cep telefonlarının oluşturduğu radyasyon, iyonlaştırıcı olmayan radyasyon olarak tanımlanan bir elektromanyetik radyasyondur ve bu nedenle tehlikeli görülmez.  Bilimsel araştırmalarda kansere neden olup olmadığı konusunda tutarsız bilgiler elde edilmektedir. 2014’te yayınlanan bir araştırmaya göre ise en basit ev aletlerinin bile oluşturduğu zayıf elektromanyetik alanlar DNA hasarına neden olmaktadır.  Bilimsel araştırmalar çelişkili de olsa sizinle şu bilgiyi paylaşayım ve siz karar verin; hücrelerimizdeki DNA negatif yüklü, proteinler ise pozitif yüklüdürler, ve moleküler biyoloji laboratuvarlarında yapılan deneylerde bu yüklerine göre hareket ederler.  Mesela bir elektrik alan oluşturduğunuzda, DNA negatiften pozitife doğru hareket eder.  Bu bilgi ışığında hücrelerinizin elektrikli eşyalardan ve elektromanyetik alanlardan nasıl etkilenebileceğini düşünmek sizlere kalmış.

Dediğim gibi, bunlar benim okuduğum bilimsel makalelerden çıkardığım ve kendi hayatımda uygulamaya çalıştığım öğretiler.  Umarım sizler için de faydalı olur.  Herkese sağlıklı günler! 🙂

Yorumlar

  • Merhaba sizi yeni keşfettim, çok güzel bilgiler paylaşıyorsunuz tüm yazılarınızı sıra ile okumaya başladım , lütfen yazmayı bırakmayın 🙂

  • Merhaba yazinizdan cok faydalandim..iyikide bilimsel kelimesinin cazibesine kapılıp bebegim icin arastirdigim konuyu bulmak adina sitenizi seçmişim..sizi buldum bundan sonra takipteyim inşallah..bilgilerinizi paylaştığınız icin teşekkür ederim..iyi çalışmalar..

  • Merhaba. Jelatinin çoğunlukla domuzdan üretildiğini duydum. Sığırdan üretimi çok az olduğu için genellikle domuzdan üretim yapılıyormuş. Hatta bu sebeple aldığım paletli ürünlerde jelatin olmamasına dikkat ediyorum. Bu konuda bilginiz var mı?

Yorum yap

error: Content is protected !!
/* ]]> */